TONSİLİT ( Bademcik İltihabı)

Çok rastlanan bu hastalık, kendi yaptığı rahatsızlıktan çok, vücudun başka yerlerinde çeşitli organlarda meydana getirdiği dolaylı bozukluklar (komplikasyonlar, iltihablar) sebebiyle oldukça önemlidir. 

Bademcik iltihabı tedavisinde amaç enfeksiyonun yok edilmesi, belirtilerin ortadan kaldırılması ve ortaya çıkabilecek komplikasyonların engellenmesidir. 

Yeterli sıvı alımı ve uygun ağız bakımı önemlidir. Antiseptik gargaralarla gargara yapmak ağız bakımı için yeterlidir. Bunun yanında yatak istirahati, yeterli sıvı alımı, ağrı kesici, ateş düşürücü ve bakteriyel enfeksiyon düşünülenlerde antibiyotik verilir.

Bakteriyel etkenler arasında en önemlisi A grubu Beta hemolitik streptokoklardır. Bakteryel enfeksiyonda antibiyotik verilmeyenlerde de genellikle hastalık 7-8 günde kendini sınırlar. Ancak antibiyotik vermek belirgin bir şekilde baş ağrısı, ateş ve boyundaki lenf bezi şişkinliklerini azaltır. 

Ayrıca olası bir akut romatizmal ateş (Romatizmal Kalp İltihabı) veya akut glomerülonefrit (böbrek iltihabı) gibi komplikasyonlar önlenmiş olur.

Antibiyotik tedavisi doktorun bakteriyel enfeksiyon düşünüp , gerekli gördüğünde uygulanmalıdır. Halk arasında yaygın olarak kullanılan antibiyotik tedavisi uygun olmayan kişilere verildiğinde ishal, karın ağrısı, halsizlik gibi olumsuz etkilere neden olabilmektedir.Ayrıca viral enfeksiyonlarda kullanılan antibiyotikler, virüslere hiç etki etmedikleri gibi bir de bağışıklık sistemimizin önemli bir parçası olan normal flora dediğimiz bize yararlı olan bakterileri de öldürdüklerinden vücudumuzun savunma sistemine zarar vermektedirler.

Bir de antibiyotiklerin az dozda veya kısa süreli kullanımı , bakterileri tam öldürmeyip şekil değişikliği yaparak şu an var olan antibiyotiklere de direnç geliştirebilmelerine bilinmeden yol açmaktadırlar. O zaman bakteri güçlenme süresini geçirip, daha güçlü bir şekilde yeniden saldırıya geçerek; şiddetli, zor tedavi edilebilen ve antibiyotiklere cevap vermeyebilen enfeksiyonlara neden olabilmektedir. Ayrıca hastaların tekrar tekrar boğaz enfeksiyonu geçirmelerine neden olabilmektedir

İlaçlar enfeksiyon belirtilerinin kısa sürede düzelmesinde oldukça faydalıdır, iltihap ortadan kaldırılsa da bazen bademciğin büyüklüğü ortadan kalkmayabilir. Antibiyotiklere cevap vermeyen ve sık tekrarlayan vakalarda boğaz kültürü tanı ve tedavi için oldukça değerlidir.
Sık bademcik enfeksiyonu geçirilmesi, enfeksiyonun kronikleşip bademciklerde kalıcı hale gelmesi, bademciklerin çok büyüyerek yemek yemeyi zorlaştırıp solunum yolunu tıkayıcı hale gelmesi ,bademcik çevresi apse gelişmesi durumlarında hastaların KBB uzmanınca değerlendirilip bademciklerinin ameliyatla çıkarılması (tonsillektomi) gerekmektedir.


Kendiniz Evde Neler Yapabilirsiniz?

* Bol bol dinlenin.
* Bol su için ve sıvı gıdalar tüketiniz.Fazla soğuk, fazla sıcak yiyecek ve içecek tüketmeyiniz.
* Tuzlu su ile gargara yapabilirsiniz.(Gargarayı bir bardak kaynamış suya silme 1 çay kaşığı tuz ve yarım çay kaşığı karbonat koyarak hazırlayabilirsiniz.)
* Bol sebze ve meyve tüketiniz, bunlar vücut direncinin artmasına yardımcı olacaktır.
* Pastiller rahat nefes alıp vermenize yardımcı olabilir, boğaz ağrısını hafifletebilir.
* Nemli havalı ortamlarda bulununuz.
* Sigara ve dumanlı, havası kirli ortamlardan uzak durunuz.


Hangi Durumlarda Sağlık Kuruluşuna Başvurulmalı?

Bademcik iltihabı çoğunlukla kendi kendini sınırlayan ve çoğunlukla 7-8 gün içinde kendiliğinden düzelebilen bir hastalıktır. Ateş 48 saatten uzun sürüyorsa, hastalık gittikçe kötüye gidiyorsa, klinik tabloya farklı şikayetler ekleniyorsa, yeme içme sırasında zorluk çekiliyorsa, soluk alıp vermede zorluk varsa bir KBB Uzmanına görünmelidir.


Bademcik İltihabının Yan etkileri nelerdir?


Bademcik iltihabı kendi kendini sınırlayan bir enfeksiyon olsa da tedavi edilmediğinde veya tedavi yarıda bırakıldığında bazen çevre dokulara ve kana yayılarak aşağıdaki yan etkilere neden olabilmektedir;

* Akut Romatizmal Ateş (Romatizmal Kalp İltihabı)
* Akut Glomerülonefrit (böbrek iltihabı)
* Derin boyun enfeksiyonu
* Peritonsiller apse (Bademcik çevresi apse)
* Septisemi (mikrobun kana yayılması)
* Otitis media ve mastoidit (orta kulak ve kulak arkası kemiğin enfeksiyonu)
* Pnomoni (Akciğer enfeksiyonu)
* Menenjit (Beyin zarı enfeksiyonu)
* Osteomiyelit (Kemik ve kemik iliği enfeksiyonu)
* Septik artrit (Eklem enfeksiyonu) 

SİNÜZİT

 Nezle ya da gribin ardından baş ağrısı, burun tıkanıklığı, burun ve genizden sarı-yeşil renkli akıntı, halsizlik ve adaptasyon güçlüğü gibi belirtiler veren sinüzit; tüm mevsimlerde görülse de, en çok kış aylarında etkisini gösteriyor. Kişilerin yaşam kalitesini düşüren sinüzit medikal veya cerrahi tedaviye çok iyi yanıt veren bir hastalıktır.

Sinüs nedir?
Sinüsler, kafa kemiklerinin içine yerleşen ve ağızları (yani kanalları) burun içine açılan, içi hava dolu kemik boşluklarıdır. Doğumdan sonra bir kısmı (ethmoid ve maksiler sinüsler) oluşur, diğerleri sonradan oluşur ( sfenoid ve frontal sinüsler ) ve ergenlikte tamamlanır. Sesin tınısını, karakterini sağlamasının yanı sıra burundan geçen havanın nemlenmesine ve vücut ısısına yaklaşmasına, içi hava dolu olduğu için kafanın ağırlığını azaltıp (sinüzit hastalarının başında bir ağırlık hissetmeleri) ve başın dik durmasına yardımcı olurlar.

Sinüzit nasıl oluşur?
Sinüs boşluklarını kaplayan mukozanın viral, bakteriyel ve mantar gibi etkenlerle iltihaplanmasına sinüzit deniyor. Sinüzitler; 2 haftadan kısa sürerse akut sinüzit, 2 ile 12 hafta arası sürerse subakut sinüzit, 12 haftadan uzun sürerse kronik sinüzit olarak adlandırılıyor.

 Sinüzit oluşumunu etkileyen en önemli faktörler; bağışıklık sistemi ve buna bağlı sık üst solunum yolu enfeksiyonları, burun ve sinüs anatomisi (burun kemiği veya kıkırdağının eğri olması burun eti büyüklüğü veya sinüs kanallarının kapalı olması, burun ve sinüs tümörleri), özellikle çocuklarda geniz eti büyüklüğü, alerjik rinit ve kirli hava (sigara) sayılabilir.

Sinüzitin belirtileri neler?

Sinüzit’in en önemli belirtileri geçirilen bir nezle veya grip sonrasında;

  • Göz ve yüz çevresinde zonklayıcı bir baş ağrısı,
  • Burun tıkanıklığı,
  • Burun ve genizden sarı yeşil renkli akıntı,
  • Boğaz ağrısı,
  • Ağız kokusu, koku ve tat bozukluğu
  • Hafif ateş
  • Halsizlik ve adaptasyon güçlüğü,
  • Çocuklarda bunların yanında iştahsızlık, öksürük, bulantı ile kusma şikayetleri olabiliyor.

Unutulmaması gereken en önemli nokta, her baş ağrısının sinüzit olmaması. Baş ağrılarının en fazla yüzde 10’u sinüzite bağlı oluyor. Sinüzit çok sinsi bir hastalık, yukarda yer alan şikayet ve belirtilerin bazen birkaçı olabiliyor, fakat muayenede her şey normal gözükebiliyor.

 

Sinüzit en sık hangi mevsimde görülüyor?

Sinüzitler tüm mevsimlerde görülse de, en sık kış aylarında görülüyor. Bu nedenle kış aylarında başlayan bir soğuk algınlığından 4-5 gün sonra, ortaya koyu renkli burun akıntısı ya da burun akıntısının aniden durması ve başlayan baş ağrısı sinüziti düşündürmeli.

Sinüzit kişinin yaşantısını nasıl etkiliyor?

Sinüzit yaşam kalitemizi çok etkiliyor; hastalar “başım zonkluyor, kafamı hissetmiyorum”, “işime konsantre olamıyorum”, “ağzımın tadı bozuldu, kokuları az alıyorum”, “burnum çok akıyor veya akmıyor”, “ağzımda kötü kokular var”, “öksürüyorum” şeklinde  tanımlamalar yapıyor ve hastayı muayene etmeden bile ön tanının konulmasına yardımcı oluyorlar.

 Sinüzitten nasıl korunmalı?

Bütün enfeksiyon hastalıklarında esas olan korunmak. Üst solunum yolu enfeksiyonları hava ve damlacık yoluyla yayıldığı için insanların yoğun olduğu alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları, asansör ve kapalı ortamlarda dikkatli olmaları, yaşam alanlarını havalandırmaları önemli. Şüpheli durumlarda da hemen önlem almalı, bağışıklık sisteminizi destekleyecek tarzda beslenmelisiniz. Kısa vadeli önlemlerin yanında eğer anatomik olarak burun kemiği eğriliği, burun eti büyüklüğü, geniz eti büyüklüğü veya alerji tedavisini yaptırmalısınız.

 Sinüzit nasıl tedavi edilir?

Sinüzit medikal veya cerrahi tedaviye çok iyi yanıt veren bir hastalık. Akut sinüzitler genellikle ilaç tedavisi ile iyileştiriliyor. Burada en önemli ilaç antibiyotiklerdir ve hastalığın şiddetine göre kullanım süreleri 10 ile 21 gün arasında değişiyor. Süreyi belirlemede en önemli kriter ise sarı yeşil burun akıntısının geçmesinden sonra en az 7 gün daha antibiyotik kullanılması. Uzun süreli ilaç kullanılması hastalara zor gelebiliyor, fakat kullanılmadığında sinüzit tekrar edebiliyor ve kronikleşebiliyor. Tedavide burun açıcı spreyler ve soğuk algınlığı hapları, alerji hapları ve spreyleri, burun ile sinüs yıkama sıvıları ve spreylerinden faydalanılıyor.

Kronik sinüzitler ise öncelikle ilaç tedavisi ile tedavi edilmeli, fakat dirençli vakalarda ve tekrarlayan durumlarda cerrahi tedavi düşünülmeli. Radyolojik olarak sinüs içinde mukozal kalınlaşmalar, iltihap, mukosel ve sinüs kanalları kapanmış ise mutlaka "fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi" (FESS ameliyatı) yapılmalı. Cerrahi tedavide başarı şansı yüzde 90 civarında oluyor. Hastaların en çok sordukları şey, sinüzitin ameliyat sonrasında tekrar edip etmediği. Bu durum burun içi ve sinüs polipli olgularda olabiliyor ve yüzde 30 oranında nüks edebilme ihtimali mevcut. Sinüzit ameliyatları çocukluk yaşlarında yapılabiliyor. Ameliyat genellikle sinüslerin hepsinin oluştuğu 13-14 yaşlarından sonra olmalıdır.

FARENJİT

Farenjit, boğazda rahatsızlık, ağrı ya da kaşıntı olması durumudur. Bu rahatsızlıkta yutkunmak acı verici hale gelir. Farenjit, boğazın arka kısmının şişmesi ya da iltihaplanması nedeniyle oluşur. Farenjit nedenleri arasında en sık görüleni grip ve soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyonlardır. Bazı virüsler, coxsackie enfeksiyonu veya mononükleoz gibi belirli boğaz ağrısı tiplerine neden olabilir.

Farenjite neden olabilen bazı bakteri grupları da vardır. Rahatsızlığa neden olabilen Grup A streptokok bakteriler, bazı durumlarda streptokok boğaz ağrısına da yol açabilir. Farenjit, çoğu zaman soğuk aylarda ortaya çıkar ve genellikle aile üyeleri arasında yayılır. Rahatsızlık genelde virüs kaynaklı olduğu için antibiyotik tedavisine cevap vermez.

 Kaç çeşit farenjit vardır?

Farenjit, kronik ve akut olmak üzere ikiye ayrılır:

  • Akut farenjit, yaygındır ve genellikle viral bir enfeksiyon nedeniyle oluşur. Soğuk algınlığına neden olan viral enfeksiyon genelde akut farenjite neden olan enfeksiyonla aynıdır. Akut farenjit, bir hafta veya daha az sürer.
  • Kronik farenjitte kalıcı bir boğaz ağrısı vardır. Kronik farenjit belirtileri akut farenjit göre daha uzun sürer.

 Farenjit Belirtileri nelerdir?

Farenjitte temel belirti boğaz ağrısıdır. Diğer belirtiler arasında şunlar olabilir:

  • Ateş
  • Baş ağrısı
  • Eklem ve kas ağrıları
  • Deri döküntüleri
  • Boyunda şişmiş lenf düğümleri

 Farenjitin sebep olduğu komlikasyonlar nelerdir?

  • Şiddetli vakalarda hava yolu tıkanabilir (Bloke olabilir).
  • Bademcik etrafında veya boğaz arkasında apse oluşabilir.

Nezaman doktora başvurulmalı ?

  • Birkaç gün içerisinde geçmeyen boğaz ağrısı, yüksek ateş, boyundaki lenf düğümlerinin şişmesi gibi durumları yaşarsanız bir doktora başvurmalısınız.
  • Eğer solunum sorunları varsa derhal tıbbi yardım alınmalıdır.

Farenjit için risk faktörleri nelerdir?

  • Soğuk algınlığı ve grip mevsimi,
  • Boğaz ağrısı veya soğuk algınlığı olan kişi ile yakın temasta bulunmak,
  • Sigara içmek ya da sigara dumanına maruz kalmak,
  • Sık sık sinüs enfeksiyonu geçirmek,
  • Alerjiler,
  • Çocukların kreşe veya okula gitmesi farenjitin ortaya çıkmasını kolaylaştırır.

 Farenjit nasıl teşhis edilir?

Farenjit tanısı koymak için doktorunuz genel bir KBB muayenesi ile boğazınızı kontrol edecektir. Rahatsızlığın streptokok boğaz ağrısı olup olmadığını anlamak için boğaz kültürü yapılabilir. Eğer gerekirse bazı laboratuvar testleri de istenebilir.

 Farenjit nasıl tedavi edilir?

Farenjit genelde virüs kaynaklı olduğu için antibiyotik tedavisine cevap vermez. Rahatsızlık, sadece streptokok boğaz ağrısı testi pozitifse antibiyotikle tedavi edilebilir.

GENİZ ETİ

Geniz eti (adenoid), bebekleri ve çocukları hasta olmaktan korumaya yardımcı, süngerimsi dokulara verilen addır. Geniz eti, burun boşluğunun arka tarafında ve ağız çatısı üzerindedir ve aynı bademcik gibi, zararlı bakteri ve virüsleri yakalayarak ve bağışıklık sistemini uyararak, vücudun sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Geniz eti, ayrıca vücudun enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı antikorları da içerir.

Çocuklar büyüdükçe, vücuduna zararlı olacak etkenlerle savaşmak için başka yollar geliştirir. Bu nedenle geniz eti, genellikle 5 yaşından sonra küçültmeye, işlevini yitirmeye başlar ve ergenlikte tamamıyla yok olur.

Geniz etinin büyümesine sebep olan faktörler nelerdir?

Bazı durumlarda, vücuda girmeye çalışan mikropla savaşırken, geniz eti dokusunda şişme meydana gelebilir. Bu şişme, genellikle kendi kendine düzelir fakat bazen tedavi ile şişkinliğe müdahale etmek gerekebilir. Geniz etinin büyümesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu durumda, bademcikler de büyüme gösterebilir.

 Geniz eti büyümesinin belirtileri nelerdir?

Geniz etinin büyük olması durumunda;

  • Burun tıkanıklığı oluşur; dolayısıyla çocuk, burundan nefes almakta zorlanır.
  • Nefes almak zorlaştığı için, uykuya dalmada zorluk ve horlama meydana gelir. Bu nedenle çocuk uykusuz kalır ve yorgun olur.
  • Boğaz ağrısı ve yutkunma güçlüğü görülür.
  • Boyunda bezeler meydana gelir.
  • Kulak problemleri oluşur.

 Geniz eti büyümesinin tanısı nasıl konur?

Geniz eti büyümesinin tanısı koymak için, doktorunuz, öncelikle kulak burun boğaz muayenesi yapacaktır. Bazı durumlarda endoskopik yöntemle geniz eti muayene edilebilir ya da röntgen istenebilir.

 Geniz eti nasıl tedavi edilir?

Geniz eti tedavisinde öncelikle ilaçla tedavi yöntemi uygulanmaktadır. Antibiyotik tedavisine başlanmadan önce hastalığa neden olan mikrobun tipinin belirlenmesi gerekir.

Eğer iltihaplanma sık sık tekrarlanıyorsa, geniz eti, artık koruyucu olmaktan çıkıp zarar veren bir yapı haline gelmeye başlar. Bu durumda ameliyatla alınmaları gerekir.

Geniz ameliyatı, kolay uygulanabilen ve ağrısı az olan bir ameliyattır. Genel anestezi altında, büyümüş olan geniz eti çıkartılır. Ameliyat sonrası hasta aynı gün içerisinde evine dönebilir. Nadir durumlarda burnun arkasına tampon konulması ve hastanın bir gece boyunca hastanede misafir edilmesi gerekebilir. Bazı hastalarda geniz eti tekrar büyüme gösterebilir. Bu durumda operasyon tekrarlanır.

 Geniz ameliyatı sonrası nelere dikkat edilmelidir?

  • Ameliyattan sonraki gün, fazla sıcak olmamak kaydıyla asitli ve baharatlı gıdalar hariç her şey yenilebilir.
  • Çocuk, ameliyat sonrası ilk 4-5 gün aşırı hareketlerden ve okul gibi kalabalık ortamlardan uzak durmalıdır.
  • Bir hafta boyunca aşırı sıcak banyodan kaçınılmalıdır.

ORTA KULAK İLTİHABI

Orta kulak iltihabı genelde hızlı bir şekilde başlar ancak kısa sürelidir. Orta kulak iltihabı genelde kulak enfeksiyonun belirtileriyle birlikte meydana gelen sıvı birikimiyle, ağrıya eşlik eden şişkin bir kulak zarı ya da iltihap akıntısına neden olan delik bir kulak zarı ile ilişkilidir. Belirtiler arasında ateş de bulunabilir.

Orta kulak iltihabı, küçük çocuklarda; huzursuzluk, uyku hali ve beslenme bozukluğuna sebep olabilir. Daha büyük çocuklarda ise kulakta ağrı ve dolgunluk şikâyet meydana gelebilir. Ateş ise her yaşta grubundaki çocuklarda görülebilir. Bu belirtiler genellikle burun akıntısı, tıkanıklığı ya da öksürük gibi üst solunum yolu enfeksiyonu belirtileriyle ilişkilidir.

Orta kulak içinde cerahat birikmesi ağrıya neden olur ve kulak zarının titreşimini azaltır. Böylece geçici işitme kaybı meydana gelir. Ciddi kulak enfeksiyonları, orta kulaktaki sıvı kulak kanalına akmaya başlamasıyla, kulak zarının yırtılmasına neden olabilir. Kulak zarındaki yırtılma kaynaklı delik, tedavi ile düzelebilir.

Orta Kulak İltihabı Hangi Sıklıkta Görülür?

Araştırmalara göre tüm çocuklar arasında, üç yaşına kadar en az bir kez orta kulak iltihabı geçirmiş çocuk oranı %75'tir. Ortakulak iltihapları, erkek çocuklarda, kızlara oranla daha çok görülür.

Orta kulak iltihabı bulaşıcı mıdır? 

Kulak enfeksiyonları bulaşıcı değildir, ancak birçok çocukta soğuk algınlığı ya da diğer viral enfeksiyonu takiben kulak iltihabı gelişir ve bu enfeksiyonlar bulaşıcıdır.

 Orta kulak iltihabı için risk faktörleri nelerdir?

Üst solunum yolu enfeksiyonları, akut orta kulak iltihabına zemin hazırlayabilir. Çocukların, çocuk bakım merkezleri, okul gibi yerlerde bulunması daha sık enfeksiyonla karşılaşma riskini arttırır.

Sigara dumanı gibi tahriş edici maddelere maruz kalmak da akut orta kulak iltihabına sebep olabilir. Yarık damak ya da Down Sendromu olan çocuklar, kulak enfeksiyonlarına daha yatkındır. Östaki tüplerindeki bazı sorunlar (tıkanma, yapısal bozukluk, inflamasyon vb.) akut orta kulak iltihabı riskini artıracaktır.

Altı aylık olana kadar orta kulak iltihabı geçiren çocuklar, ileride daha fazla orta kulak iltihabı geçirme eğilimdedirler.

 Orta kulak iltihabı nasıl teşhis edilir?

Akut orta kulak iltihabı teşhisi koymak için üç kıstas vardır:

  • Akut başlangıçlı iltihap
  • Orta kulak efüzyonu (sıvı birikimi)
  • Orta kulak iltihabı

Tekrarlayan akut orta kulak iltihabı; altı ay içerisinde üç kez ya da yıl içerinde dört kez tekrarlayan iltihap vakası olarak tanımlanır. Akut orta kulak iltihabı için henüz belirli, kesin bir test yöntemi geliştirilmemiştir. Kronik orta kulak iltihaplarında tanı koymak için bazı tetkikler gerekebilir.

Orta kulak iltihabı nasıl tedavi edilir?

Akut orta kulak iltihabının tedavisi çocuğun yaşı ve iltihabın belirtilerine bağlı olarak değişir. Tedavide genellikle ilk aşamada, takriben 10 günlük antibiyotik kullanımı önerilir. Antibiyotik tedavisine rağmen orta kulak iltihabı olan çocukların %40'ının kulağında tedaviden sonra üç aydan altı aya kadar sürebilecek olan geçici işitme kaybına neden olabilen sıvı kalır. Çocukların büyük çoğunluğunda bu sıvı kendiliğinden kaybolur. Oral yolla ilaç alamayan çocuklara enjeksiyon da yapılabilir ama üç günlük antibiyotik kullanımı tek enjeksiyondan daha etkilidir.

İltihabın tekrarladığı çocuklarda, sıvının orta kulaktan çıkmasını sağlayan kulak tüpü kullanımı önerilebilir. Ek olarak, eğer çocukta kulak zarı şişkinliği ve yoğun acı varsa, kulak zarına operasyon düşünebilir. Kulak zarı genelde bir hafta içerisinde iyileşir.

Orta kulak tedavisine yardımcı uygulamalar nelerdir?

  • Dengeli beslenme ve aşıyla çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmek
  • Üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunma
  • İlk 6 ay bebeğin sadece anne sütüyle beslemek
  • Bebeğe yatar pozisyonda biberon verilmemesi,
  • Yuva, kreş gibi ortamlarda bulunan çocukların hijyeninin sağlanması
  • Kulağa su kaçmasının engellenmesi
  • Çocukların sigara dumanından uzak tutulması

KULAK ÇINLAMASI (Tinnitus)

Kulak çınlaması (tinnitus), Latince "çınlamak" anlamına gelen "tinnire" kelimesinden türetilmiş bir tıbbi terimdir. Bireyin, bir ya da her iki kulağında ya da kafasında, ara ara ya da sürekli duyduğu cırcır böceği sesi, kuş sesi, ıslık sesi, metale vurulurmuş gibi bir ses ya da zil sesi olarak tanımladığı, bazen dışarıdan da duyulabilen bir ses duymasıdır.

Kulak çınlaması her yaştan insanda görülebileceği gibi daha çok erişkinlerde kendini göstermektedir. Yüksek gürültüye maruz kalan çocuklarda da erken dönemde çınlama ortaya çıkabileceği için ailelerin bu konuda bilinçli olması gerekmektedir. Çocuklarını bu tür gürültülere maruz kalabilecekleri ortamlara sürekli olarak götürmemeli, götürdüklerinde ise hoparlörden mümkün olduğunca uzakta tutmaya gayret etmelidirler.

Tinnitus, tek başına bir hastalık ismi değil, işitme sistemindeki bir bozukluğun işaretidir. Kulak çınlamaları temelde iki ana başlık altında incelenmektedir.

Bunlar:

  • Objektif çınlamalar: Başkaları tarafından da duyulabilen çınlamalardır.
  • Subjektif çınlamalar: Sadece hasta tarafından duyulan çınlamalardır.

Objektif çınlamalı hastalar, çınlama hastalarının çok küçük bir kısmını oluşturur ve bu grupta çınlama sebebi tespit edilebilir ve tedavisi mümkün olabilir. Subjektif çınlamalı hastalar ise çınlama hastaların çok büyük bir kısmını oluşturur. Bu tür çınlamanın tedavi edilmesi daha zordur.

 Kulak Çınlamasının sebepleri nelerdir?

Kulak çınlamasının birçok nedeni olabilir. Bu nedenlerden bir kısmı, kulak kiri gibi ciddi olmayan sebeplerden oluşabileceği gibi; enfeksiyon, kulak zarında delinme, orta kulakta sıvı birikmesi, orta kulaktaki kemiklerin eklem yerlerinin sertleşmesi, alerji, yüksek/düşük tansiyon, tümör, şeker hastalığı, baş ve boyun bölgesine gelen darbeler gibi daha önemli nedenler de olabilir. Çoğu kez kulak kirinin kulak yolunu tıkaması, geçici ve en basit kulak çınlaması sebebidir.

Kulak çınlaması bir kaza, patlama, başın hızla öne ve geriye doğru savrulduğu bir yaralanma, ailede bir ölüm gibi kötü bir olayla bağlantılıysa, etkisi daha ağır yaşanabilir.

Öfke, hastalık ya da yorgunluk gibi etmenler, tetikte kalma gereksinimi olduğunda, kulak çınlamasının daha çok fark edilmesine ve bundan duyulan rahatsızlığın artmasına yol açar. Ayrıca, bu gürültü akla geldikçe duyulan rahatsızlık, kuşkusuz daha fazla olacaktır.

 

Kulak Çınlamasına neden olan diğer sebepler şunlardır:

  • Gürültüye Bağlı Çınlama
  • Bazı İlaçların Kullanımına Bağlı Çınlama
  • Kulak Enfeksiyonları
  • Çene Eklem Problemleri
  • Presbiakuzi
  • Kardiyovasküler Hastalıklar
  • Kafa ya da Boyun Travması
  • Meniere Hastalığı
  • Otoskleroz
  • Bazı Tümörler

 Kulak çınlamasının tanısı nasıl konur?

Tinnitusa sebep olan hastalıklar tam olarak bilinmediği için, hasta genelde ilk olarak bir KBB uzmanına başvurur. Uzman tarafından orta kulak enfeksiyonu, çene problemi v.b. olup olmadığı muayenede değerlendirilir.

Kulak çınlamasının teşhisinde en önemli faktör çınlamanın öyküsüdür. Ayrıntılı bir klinik değerlendirme sonrasında çınlamanın nedeni anlaşılabilir. Kulak çınlamasını teşhis etmek için çeşitli testler de kullanılabilir.

Bu testler:

  • X-Ray
  • Odyogram
  • Uyarılmış Cevap Odyometrisi
  • Tinnitus Perde Eşlemesi
  • Tinnitus Ses Şiddeti Eşleşmesi'dir.

VERTİGO (Baş Dönmesi) 

Vertigo; Latince "dönmek" fiilinden gelir ve denge sisteminde yaşanan bir sorun nedeniyle meydana gelen baş dönmesidir. Vertigo'yu hastalar, etrafın kendi çevresinde veya kendisinin etraftakilerin çevresinde dönmesi olarak tarif ederler. Eğer dönme olmadan, sadece bir sersemlik varsa, bunu Vertigo'dan çok dizziness (sersemlik) olarak tanımlamak daha doğru olacaktır.

Vertigo, hastaların günlük aktivitelerini kâbusa çevirebilecek, hastayı yatağa düşürüp gözlerini dahi açamayacağı ağrılar yaşatabilecek kadar şiddetli olabileceği gibi sadece zaman zaman bir kayma hissine ve bir göz kararmasına da neden olabilen bir rahatsızlıktır.

Anatomica Vertigo Ünitesi, uzman ekip ve cihazları barındıran, gelişmiş bir teşhis ve tedavi merkezidir. Vertigo, teşhisi en zor rahatsızlıklardan biridir. Konu üzerine uzmanlaşmış bir ekip ve teşhis yöntemleri kullanılmadıkça hastalar birçok kez doktora gitmek zorunda kalmakta ve ne yazık ki yanlış teşhislerle karşılaşmaktadır.

Vertigo tanısında kullanılan bazı yöntemler şunlardır:

  • Saf Ses Odyometri
  • Kafatası röntgeni
  • Tomografi
  • VNG eşliğinde Bitermal Kalorik Test
  • VEMP
  • Postürografi

 

Vertigo'nun tedavisinde ise: ilaç tedavisi, Semont, Epley ve Log Roll (barbekü) manevrası tedavisinin yanında cerrahi tedaviler de uygulanır.

 Vertigoya neden olan hastalıklar nelerdir?

Vertigo, oluşma kaynağına göre Periferal ve Santral Vertigo olarak ikiye ayrılır.

1. Periferal Vertigo

Periferal Vertigo'nun nedeni, iç kulak veya vestibüler organlarda meydana gelen bozukluktur.

İç kulak kaynaklı Vertigo'nun en önemli sebepleri şu hastalıklardır:

  • Benin Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV)
  • Meniere Hastalığı
  • Vestibuler Nörit
  • Kulakta Perilenf Fistülü

Vestibüler sinirden kaynaklanan nedenler ise:

  • Menenjit
  • Sifiliz
  • Viral (Kabakulak)
  • Tümör (Akustik Nörinom, Menenjiom)

İç kulağı etkileyen soğuk ve travma gibi durumlar ve bazı antibiyotik türleri de bu tür Vertigo'ya neden olabilir.

2. Santral Vertigo

Santral Vertigo ise beyinde bulunan denge merkezlerindeki sorundan kaynaklanır. Duruma; konuşma bozuklukları, çift görme, yutma bozukluğu gibi bulgular eşlik eder. Şiddetli denge bozukluğu sık görülür. Santral Vertigo'nun en sık görülen nedenleri migrene bağlı Vertigo, Multiple Skleroz (MS), otoimmun iç kulak hastalığı ve beyin damar hastalıklarıdır.

Vertigo tanısı nasıl konur?

Vertigo tanısında, hastalık öyküsü çok önemlidir. Vertigo; bir hastalık değil, hastalık belirtisi olduğundan doktorunuz yaşadığınız baş dönmesinin özelliğine göre size tanı koyacaktır.

Vertigo tanısı için:

Denge sistemimiz, birkaç farklı sistem tarafından denetlendiğinden ayrıntılı bir muayene gerektirir ve tetkik gerektirir. Hasta, öncelikle KBB ve nöroloji uzmanları tarafından muayene edilmeli; muayene, gerekirse göz, dâhiliye ve fizik tedavi uzmanları tarafından desteklenmelidir.

Rahatsızlığa teşhis koymada izlenecek yöntemler çeşitlilik gösterebilmektedir. Doktorunuz, baş dönmenizi tarif etmenizi isteyecektir. Bunun bir göz kararması mı yoksa bir hareket hissi mi olduğunu, ne kadar sürdüğünü, işitme kaybı, mide bulantısı olup olmadığını soracaktır. Hangi durumların baş dönmesi oluşturduğu da sorulabilir. Genel durumunuz, ilaç alıp almadığınız, kafa travması, son zamanlarda geçirilmiş bir enfeksiyon ile kulağınız ve sinir sisteminizle ilgili birçok soruya cevap vermek durumunda olabilirsiniz. Doktorunuz, ayrıntılı muayenenizi gerçekleştirdikten sonra sinir sistemiyle ilgili bazı testler yapacaktır.

 

İç kulak; hem işitme, hem de dengeyle ilgili olduğu için dengedeki bir problem, işitmeyi olumsuz yönde etkileyebilir ya da işitmedeki bir rahatsızlık denge problemlerine yol açabilir. Bu nedenle doktorunuz, işitme testinin yapılmasını talep edebilir.

Bazı durumlarda kafatasınızın röntgenini, tomografisini veya manyetik rezonans ile görüntülenmesini veya iç kulağınızı uyarmak için kullanılan sıcak veya soğuk sudan sonra göz hareketlerinizi izleyecek bir test (Elektronistagmografi - ENG) isteyebilir. Bazı durumlarda da kalbinizin değerlendirilmesini veya bazı kan testlerini önerebilir. Her hasta için her test gerekmemektedir. Doktorunuzun kararı hangi testlerin gerekli olduğunu belirleyecektir. Benzer olarak, önerilen tedavi de konulan teşhis ile ilişkili olacaktır.

Vertigo nasıl tedavi edilir?

Hastaya Vertigo teşhisi konulduktan sonra sebebe yönelik özel tedavi planlanmalıdır. Vertigo tedavisinde KBB, nöroloji, dâhiliye, fizik tedavi değerlendirmeleri gerekebilir. Önerilen tedavi, konulan teşhis ile ilişkili olacaktır. Yılda en az bir kez kontrol muayenesinin yapılması ve ilaçların düzenli kullanımı önerilmektedir.

HORLAMA (Uyku Apnesi) 

Horlama ve uyku-apne sendromu, bilinenin aksine sıkça karşılaşılan bir sağlık problemidir. Bu problemi, sadece uykuda ses çıkarmak ve uykuda nefessiz kalmak şeklinde algılamak yanlış olup, bunun toplumsal hayata ve kişinin genel sağlığına olan etkilerini iyice anlamak gerekir.

Horlamanın sosyal hayata etkisine baktığımızda, horlayan kişi ile yakın mesafede uyumak zorlaşmakta, kişisel ilişkiler etkilenmektedir.

İleri boyutta sendromun; gündüz uyku ihtiyacının artması, vücudun uyku sırasında zor nefes alma - verme nedeniyle yorulması, odaklanma sorunu, iş ve okul adaptasyonunun azalması gibi birçok zararlı etkisi vardır.

Tüm bunların da ötesinde, uyku-apne sendromu olan kişilerin uyku ihtiyacına bağlı olarak, trafikte sık sık uyuyakalarak trafik kazası sayısında artışa yol açtıkları vurgulanmaktadır.

Uyku-apne sendromunun en ciddi zararı, apne sırasında kandaki karbondioksit miktarının artması ve oksijen miktarının düşmesidir. Apne uzadıkça, bu düşme oranı ciddi derecelere varabilir. Kalbin dakikadaki atım sayısı düşer ve ritim bozulabilir. Bu durumda, kalp krizi ve kalbin durmasına bağlı uykuda ani ölüm görülebilir. Tüm bu nedenlerden dolayı, uyku-apne sendromu ihmal edilmemeli, daha kaliteli ve sağlıklı bir yaşam için sorun başladığında vakit kaybetmeden bir KBB doktoruna muayene olunmalıdır.

Horlama nedir ve en çok kimlerde görülür?

Horlama, solunum yollarındaki hava geçiş alanının yeterli açıklıkta olmadığını gösterir. Dilin arkası, yumuşak damak ve küçük dilin olduğu kısmın genizle birleştiği bölge, kendiliğinden daralabilen bir bölgedir. Bu kısımlar, birbirlerinin üstüne geldiğinde solunumla birlikte titreşmekte ve horlama ortaya çıkmaktadır.

Yetişkinlerin %10 ile %30'unda horlama görülür. Bu kişilerin çoğunda, horlama, ciddi sağlık problemlerine yol açmayan, basit horlama şeklindedir. Bununla birlikte 100 kişiden yaklaşık 5'inde şiddetli horlama ile birlikte uykuda 10 saniyeden fazla nefes durması, dolayısıyla uyku-apne sendromu adı verilen hastalığın var olduğu öngörülmektedir.

Horlama en çok şu kişilerde görülür:

Dil ve boğaz kasları gevşek yapıda olanlarda: Gevşek kaslar, sırt üstü yatınca dilin boğaz arkasına doğru kaymasına engel olamaz. Bu olay, alkol ya da ilaç alarak gevşemiş kişinin uykusunda kas kontrolünün kaybolması ile ortaya çıkar.

Boğaz dokusu kalın olanlarda: Büyük bademcik ve geniz eti, çocuklarda en sık rastlanan horlama nedenidir. Şişman insanlarda, kalın boyun dokusu horlamaya sebep olarak gösterilir. Kist ve tümörler de nadir olarak bu yolla horlama yapabilmektedir.

Yumuşak damağı ve küçük dili, normalden uzun olanlarda: Yumuşak damak ve küçük dilin aşırı sarkık ve uzun olması, boğaza doğru hava yolunu daraltır. Küçük dil, hava yoluna sarktığı için horlamaya neden olur.

Burun tıkanıklığı olan kişilerde: Burun tıkanıklığı olan kişi, havayı almak için genizde aşırı vakum yaratır. Bu vakum, boğazda çökmüş durumda olabilen dokuları hava yoluna doğru çeker. Böylelikle, burun açık iken horlamayan kişide horlama görülmeye başlar. Bu durum, neden bazı insanların sadece alerjik dönemlerde veya grip, sinüzit olduğu zamanlarda horladığını izah etmektedir. Burun deformasyonları, bu tip burun tıkanıklığının nedenlerinden biridir.

Horlama nezaman dikkate alınmalıdır?

Yetişkinlerin %10 ile %30'unda horlama görülmektedir. Kişilerin yorgun olduklarında, alkol aldıklarında ya da burun tıkanıklığı v.b gibi durumları yaşadığında horlaması doğaldır. Eğer bu horlama, kişinin uykusunu ve günlük yaşamını etkilemiyorsa, durum normal kabul edilir. Fakat bu durum, uzun süreli ve yoğun hale gelirse, kişinin hem uyku düzeni hem de sosyal hayatı etkilenmeye başlar.

Özellikle gürültülü horlama, kişinin beraber yaşadığı bireyleri ciddi şekilde rahatsız ve huzursuz eder, sorun sosyal açıdan problem yaratır. Bu durumdan en çok da kişinin kendisi olumsuz etkilenir. Uykusu kalitesizleşir ve bu da günlük yaşamında yorgun olunmasına neden olur.

Eğer uyku esnasında horlamaya; solunum düzensizlikleri, solunum durması, boğulma hissi ve sabah dinlenemeden kalkma, baş ağrıları, gündüz uyuklama hali ve uyuma isteği, çarpıntı ve hipertansiyon şikâyetleri, aşırı terleme, sık idrara çıkma, vücudun su kaybetmesi gibi durumlar da eşlik ediyorsa artık uyku-apne sendromu ihtimali