KATARAKT

Katarakt göz içinde bulunan, net görmeyi sağlayan merceğin saydamlığını kaybetmesi, buzlu cam gibi olmasıdır.
Genellikle 50 – 60 yaş sonrası görülür fakat doğuştan veya genç yaşlarda görülebilen katarakt tipleri vardır. Bazı hastalıklar, göze gelen darbe, uzun süreli bazı ilaçların kullanımı katarakta neden olabilir.
Kişi yavaş ilerleyen görme azalmasından yakınır, bazen de gözlük numarasın da değişikliğe yol açar.

Katarakt Tedavisi

Kataraktın tedavisi ameliyattır. Oluşumunu engelleyecek bir ilaç tedavisi yoktur. Ameliyatla göz içindeki opaklaşmış mercek alınır, yerine gözlüksüz görmeyi sağlayacak uygun numarada sentetik göz içi lens yerleştirilir.
Katarakt tedavisinde en modern teknik fakoemülsifikasyon  (FAKO) yöntemidir. FAKO yönteminde 2-3mmlik minik bir kesiden göz içindeki kataraktlaşmış mercek alınır ve özel üretilmiş katlanabilen sentetik lens göz içine yerleştirilir. Ortalama 15 dakika süren bu operasyonda, sadece damla ile anestezi (uyuşturma) mümkündür ameliyat sonunda dikiş gerekmez. Ameliyat sonrası 24 saat göz kapalı kalır. Kişi ertesi gün normal çalışma hayatına döner.

TIP MERKEZİMİZDE  katarakt ameliyatları, 1996 dan beri FAKO tekniğini uygulayan, binlerce ameliyat deneyimi olan, Uzman Doktorlarımız tarafından yapılmaktadır.
Merkezimizde FAKO ameliyatlarında kullanılan özel ilaçlar, göz içi lens gibi tüm malzemeler Avrupa ve ABD üretimi olup gerekli standartlara uygunluk belgeleri (FDA, İSO9001, CE, vs) mevcuttur.

GLOKOM

Glokom Nedir?

Glokom, Göz içi basıncının yükselerek göz sinirini hasara uğratmasıdır. Göz içinde sürekli bir sıvı üretimi ve sıvının göz dışına çıkışını sağlayan kanallar ağı mevcuttur. Bu sıvının görevi göz içi dokuların beslenmesini sağlamaktır. Bu sıvı giriş ve çıkış dengesinin bozulması göz içi basıncını yükseltir.

Kimlerde Görülür? 

Özellikle ailesinde glokom olan 40 yaş üstü kişilerde risk daha yüksektir. Doğuştan görülebildiği gibi bazı göz hastalıkları sonucu da gelişebilir. Uzun süre kullanılan kortizon gibi ilaçlarda göz tansiyonunu yükseltebilir.

Glokom’un Belirtileri;

Glokom sinsi bir hastalıktır. Genellikle akut tip hariç belirti vermez görme etraftan daralarak, son dönemde merkez görme kaybolur. Bu belirti uzun sürede oluştuğu için kişi bu durumun farkına varamaz. Ancak rutin göz muayenelerinde göz tansiyonu ölçümü ile anlaşılır, muayenelerde de şüpheli durum görülürse ileri tetkiklere geçilir.
En anlamlı inceleme yöntemi görme alanı değerlendirmesidir. Kişiye, mevcut göz tansiyonunun zarar verip vermediği bu yöntemle anlaşılabilir.

Tedavi

Tedavide: Gözdeki sıvı üretimi ve çıkışı arasındaki dengeyi sağlayan ilaçlar kullanılır. Değişik dozlarda kullanılabilen damlalarla göz tansiyonu kontrol altına alınabilir.
İlaç tedavisi yetmiyorsa lazer tedavisi veya ameliyat planlanır. Lazerle sıvı çıkışını kolaylaştırıcı veya üretimi azaltıcı tedaviler uygulanabilir. Ameliyatla, çıkışa yardımcı bir kanal açılır. Fazla sıvının göz çevresi dokularına dağılması sağlanır.
Tüm tedavi yöntemlerinin avantaj ve dezavantajları vardır. Hastanın durumuna göre takip eden uzman doktorumuz en uygun tedavi yöntemini belirler ve önerir.  

Selektif Lazer Trabeküloplasti (SLT) Glokom Tedavisi

Glokom (göz tansiyonu), göz içinde yer alan sıvı basıncın görme sinirlerinde hasar, görme alanında azalma oluşturacak kadar yüksek olması sonucu ortaya çıkan bir göz rahatsızlığıdır. Açık açılı glokom en çok görülen tipidir. Glokom, göz içi sıvısını dışarı boşaltan kanallarda tıkanıklık oluşması sebebiyle sıvının gerekli miktarının boşalamaması ve bu nedenle göz içi basıncının artması sonucunda gerçekleşir. Glokomda (göz tansiyonu), görmede azalma gerçekleştikten sonra eski hale dönüş olmaması nedeniyle erken dönemde tespit ve tedavinin önemini ortaya koymaktadır. Tedavi yöntemlerinde, göz içi sıvısının oluşumu azaltılarak veya dışarı akışı arttırılarak hastanın göz sağlığına kavuşması sağlanır.

KERATOKONUS

Keratokonus  göz küresinin en önündeki saydam tabakanın (kornea) , kubbe yapısının bozulması , öne doğru sivrileşerek,yüzeyinin düzensizleşmesidir.İlerleyici bir hastalıktır,erken dönemde gözlük kontakt lens , kornea halkası ile yeterli görme mevcuttur,zamanla görme azalır,en son aşama kornea nakli gereken aşamadır.

Yakın zamana kadar keratokonus’da tedavi edici bir yöntem olmadığı için  sadece kişinin görme konforunu artırıcı çözümler uygulanmıştır , tüm uygulamalar kornea naklini geciktirmek için yapılan uygulamalardır.

UVA CROSS-LINK yöntemi ile hücreler arasındaki zayıf bağların  20 dakikalık bir ışın tedavisi ile  kuvvetlendirildiği ve hastalığın ilerlemesinin durdurulduğu,böylelikle Astigmat ve Miyop’un ilerlemediği ve dokunun incelmesinin durduğu görülmektedir.Bu tedavi yöntemi uygulanacak kişilerin kornea kalınlığının 400 mikronun üzerinde olması gerektiği , erken teşhis ve tedavinin çok önemli olduğu unutulmamalıdır.

ŞAŞILIK

Şaşılık iki gözün birbirine paralel görünümünün bozulmasıdır. Doğumdan itibaren hayatın her döneminde ortaya çıkabilir.

Belirtileri:
-Bir  gözün diğerine göre farklı yöne bakması
-Başın bir yöne doğru eğik veya dönmüş olması
-Çift görme(ileri yaşta daha sıklıkla)

Tedavi:
Şaşılık tanısı konulan her hastada  öncelikle hastanın ihtiyacı olan gözlük verilmelidir. Bazı şaşılıklar  uygun gözlük takıldığında düzelirler, bazı şaşılıklarda ise kayma miktarı gözlükle azalır.gözlükten sonra hala kayma varsa o zaman cerrahi yolla şaşılığın tedavisi gerekir.

Doktora  ne zaman gidilmeli? 
Şaşılık şüphesi ilk duyulduğunda hemen bir göz hastalıkları uzmanına başvurmanız gereklidir. Şaşılık mevcut tedavi yöntemleriyle kolaylıkla tedavi edilebilir  ancak  tedaviye geç başlanan hastalarda  göz tembelliği,istemsiz yukarı  göz hareketi, iki gözün birbiri ile uyumsuz eşleşmesi, üç boyutlu görme hissinin gelişememesi  gibi bazı ek sorunlar oluşmakta ve tedaviyi zorlaştırmaktadır.

SARI NOKTA HASTALIĞI (Makula Dejenerasyonu)

Makula gözün arkasında retinanın merkezidir. Gözün arkasında bulunan sinir tabakası, retinada bulunan makula (sarı nokta) merkezi görmenin %90’ını sağlamaktadır.

Makula net bir şekilde görmemizi, ayrıca okuma ve araç sürme gibi aktiviteleri gerçekleştirmemizi sağlar. Makula dejeneresansı yaşa bağlı olarak ortaya çıkan (genellikle 60 yaş üstü) çok yaygın bir göz hastalığıdır.
Belirtileri Nelerdir?
Yaşa bağlı makula dejeneresansı her hastada farklı belirtiler gösterir. Bu yüzden ilk bakışta teşhisin yapılması zor olabilir, bir göz görüş sorunu yaşarken diğer göz yıllarca normal işlevine devam edebilir. Her iki göz de etkilendiğinde merkezi görme kaybı daha çabuk fark edilecektir.

Makula düzgün çalışmadığında, görme alanımızın merkezinde bulanık veya karanlık farkederiz. Bir sayfa üzerinde yazılı kelimelerin bulanıklaşması, düz çizgilerin bozulmuş gibi görünmesi veya görüş merkezinin ortasında siyah ya da beyaz bir nokta oluşması başlangıç belirtilerindendir.

Sarı Nokta Hastalığı Kaç Tipte Görülür?

Makula dejenerasyonunun (sarı nokta hastalığı ) iki tipi vardır;

Kuru tip : Retina tabakaları altında lipid (yağlı) meteryal birikmesiyle oluşur. Daha yavaş ilerler ve uzun sürede görme azalmasına yol açar.

Yaş tip: Hasta bölgede oluşan bozuk kılcal damarların makulaya ilerlemesiyle oluşur. Bu tip ani görme kaybına neden olabilir. Kuru tipe oranla daha az görülür fakat %80 oranında görme kaybına neden olur. Özellikle hastanın bir gözünde zar oluşumu varsa diğer göz de tehlikededir.

Risk Faktörleri Nelerdir?

Genellikle 60 yaş üzerindeki kişilerde, birinci derece akrabasında makula dejeneresansı olan her dört kişiden birinde bu hastalık ortaya çıkabildiği gibi, kadınlar aynı yaştaki erkeklerden daha yüksek oranda risk altındadır.

Ayrıca diabet, hipertansiyon, sigara kullanımı, ultraviyole ışığı, açık reknli göz, damar sertliği, kalp büyümesi, vitamin eksikliği gibi etkenler de risk grubuna girmektedir.

Fotodinamik Tedavi

Son yıllarda özel bir boya verilerek, sadece kılcal damarları etkileyen ve altındaki retina hücrelerinde tahribat yapmayan farklı bir lazer tedavisi fotodinamik tedavi (PDT) uygulanmaktadır.
Tedavi sonrasında zarın kapandığı anjio ile kontrol edilir. Gereken durumlarda üç ay sonra PDT tekrarlanır. Bu teknikte % 60’a varan başarı sağlanmakta, en azından görme kaybı önlenmektedir.

Bu bölgede oluşan zarların cerrahi olarak da çıkartılması veya retinanın sağlam bölgelerinin merkez kaydırılarak görme sağlanmaya çalışılması günümüzde gelişmekte olan bir yöntemdir.

Bu hastalıkta ne kadar erken tanı konur ve hasta takibe alınırsa görme kaybı o derece iyi bir şekilde önlenebilmektedir

ŞEKER HASTALIĞI VE GÖZ

Şeker hastalığında(diyabet),insülin yetersizliği sonucu  kanda şeker miktarı artar.kandaki yüksek şeker oranı öncelikle gözde ve böbreklerde bulunan küçük çaplı damarlarda hasarlar yapar. Damar cidarında minik hasarlar oluşur ve zamanla kanın sıvı kısmı daha sonraları da kanın kendisi bu hasarlı alanlardan sızarak gözün retina tabakası(görmeyi sağlayan sinir tabakası) nın içinde veya önünde birikir  ve ciddi görme kayıpları oluşturur. Şeker hastalığı ile birlikte yüksek tansiyon(hipertansiyon) , gebelik, kolesterol ve lipid yüksekliği varsa bu hasar daha hızlı ve daha ağır olur.
Tanı:
    FA (Fundus Floresein Anjıyografi) adlı yöntem ile retina tabakasındaki damarların anjiyografik  görüntüleri elde edilir. Bu teknikle  retinada sızıntı, kanama, iskemi  veya ödem  teşhis edilebilir.

Tedavi:
Diyabetik retinopatinin tedavisinde  argon lazer ile fotokoagülasyon standart tedavi yöntemidir.Lazer ile  sızıntı ve kanamalar durdurulabilir, ödem dediğimiz sıvı toplanması geri döndürülebilir. Lazer ile gerilemeyen ödem olduğunda göz içine kortizon(intravitreal triamcınolon enjeksiyonu) yapılarak ödemin geriletilmesi sağlanabilir.
Lazer tedavisinde esas amaç mevcut görme  seviyesini korumaktır, dolayısıyla tedaviye erken başlamak çok önemlidir.

KONJONKTİVİT (Göz iltihabı)

Gözde kızarıkların en sık sebebi olan konjonktivit, konjonktiva tabakasının iltihabına verilen isimdir. Gözün beyazı olan sklera ince, soğan zarı gibi bir tabakayla kaplıdır. Konjonktiva adı verilen bu tabaka gözün yüzeyini nemlendiren maddeler salgılar. Bu tabaka içinde ince damarlar vardır ve dikkatli bakıldığında çıplak gözle dahi görülebilirler. Konjonktivada iltihap olduğunda damarlar daha belirginleşir ve göz kızarır.

Konjonktivit Belirtileri Nelerdir?

Gözde ışığa karşı hassasiyet, sulanma, çapaklanma, kızarıklık, kaşıntı, batma, şişliktir. Bu belirtiler görüldüğünde en kısa zamanda mutlaka bir göz hekimine gidilmelidir.

Konjonktivitten Korunmak İçin:

Göz iltihabı olarak da bilinen konjonktivit hastalığından korunmak için basit sağlık kurallarına uymak çok önemlidir. Eller sürekli yıkanmalı, enfekte kişilerin eşyaları kullanılmamalı. Havuzların bakımları titizlikle yapılmalı, enfekte kişilerin havuza girmemeli. Ayrıca ortak kullanılan her yer (ulaşım araçları dahil) düzenli olarak dezenfekte edilmelidir. Hijyenik lens kullanımı çok önemlidir. Lensler eller yıkandıktan sonra takılıp çıkartılmalı ve her defasında lens solüsyonu yenilenmelidir. Eller sık sık su ve sabunla yıkanmalı, eller göze dokundurulmamalı ve ovuşturulmamalıdır. Havlular ortak kullanılmamalı, kişiye özel olmalı, su ve deterjanla yıkanmalıdır. Kağıt havlular tek kullanımlık olmalı ve atılmalıdır. Yastık kılıfı, gözlük, makyaj malzemesi, göz damlası veya merhemi ortak kullanılmamalıdır.

GÖZ TEMBELLİĞİ

Gözlerin bir veya her ikisinde görme azlığına sebep olabilecek herhangi bir yapısal anormallik yokken az görme olarak tarif edilebilir. Göz tembelliği çocuklarda görme azlığının en önemli nedenidir. Görülme sıklığı %3 civarındadır.

Görme azalması gözlerden bir veya ikisinden beyine bulanık görüntü gitmesi sonucu oluşur. Zamanında ve etkili tedavi edilmez ise görme kaybı kalıcı olur.

Göz Tembeliğinin Nedenleri

1)      Kırma kusurları (Miyop, Hipermetrop, Astigmatizma)

2)      Şaşılık

3)      Deprivasyon

Kırma kusuruna bağlı tembellikte ya her iki gözde ileri derecede miyop, hipermetrop, astigmatizma mevcuttur. Ya da gözlerden birinde diğerinden daha yüksek kırma kusuru vardır. 0 – 3 yaş döneminde her iki gözde 4.5 hipermetrop, 3 miyop, 2 dioptri üzeri astigmatizma yine bu dönemde iki göz arasında 2 hipermetrop, 3 miyop, veya 1,5 dioptri üzerinde astigmatizma mevcutsa göz tembelliği olabileceği düşünülmelidir.

Şaşılık gözlerdeki paralelliğin bozulmasıdır. Gözlerden biri içte, dışta, yukarı veya aşağıda bulunabilir. Bu durumda kayan göze gelen ışık huzmeleri görme merkezine düşmeyeceğinden beyinde çift görmeye sebep olur.Çocuklarda çift görmeyi engellemek için kayan gözden gelen görüntü beyin tarafından yok sayılır.

Deprivasyon tembelliği, gözlerden biri veya ikisinin katarakt, ptozis (göz kapağı düşüklüğü) gibi görme eksenini kapatan hastalıklar sonucunda oluşur.

Göz Tembelliği Tedavisi

Cerrahinin tedavide yeri sınırlıdır. Şaşılığı düzeltme, görme eksenini kapatan sebepleri ortadan kaldırmaya yönelik ameliyatlar başlıcalarıdır.

En sık tembellik sebebi olan kırma kusurlarının zamanında gözlükle düzeltilmesi önemlidir.

Asıl tedavi kapama tedavisidir. Üç boyutlu görüntü ve derinlik hissi için iyi gören gözün belirli sürelerle kapatılması esasına dayanır. Kapama esnasında yakın çalışma yaptırılması (boyama, basit bilgisayar oyunları, tv seyretme) sık uygulanan etkili bir yöntemdir. Cam tedavisi hastanelerde uygulanan kapama-yakın çalışmanın farklı bir çeşididir.

Göz tembelliğinin fark edilmesi zordur ve genellikle fark edildiğinde geç kalınmıştır. Bu nedenle her çocuk 3 yaşına kadar göz muayenesi olmalıdır.

Göz tembelliği tedavisinde tedaviye başlama yaşının çok önemi vardır. İlk 4 yaşta fark edilip tedavi edilen hastalarda başarı şansı yüksektir.

PREMATÜRE RETİNOPATİSİ   (ROP)

Tıbbın ilerlemesiyle beraber tanıştığımız hastalıklardan biri de prematüre retinopatisi-biz doktorların ve dolayısıyla anne-babaların kullandığı, hastalığın İngilizce isminin baş harflerinden oluşan adıyla ROP. Tüp bebek teknolojisinin ilerlemesi ve yeni doğan yoğun bakım olanaklarının gelişmesiyle hayat serüvenine küvezde başlayan bebek sayısı her geçen gün artmakta ve prematüre retinopatisi görülme sıklığı buna bağlı olarak yükselmektedir.

Anne karnında 3. haftada göz nüvesi şekillenmeye başlar ve hemen tüm gebelik boyunca gelişimini sürdürerek ancak doğuma 1-2 hafta kala damarsal gelişimini tamamlar. Henüz damarsal gelişim tamamlanmadan dış dünyayla tanışan bebeğin gözünde ROP gelişme riski vardır ve bu yönden takip edilmelidir.

Gözü bir fotoğraf makinesi gibi düşünecek olursak, ROP hastalığında asıl etkilenen  ve bizlerin retina olarak adlandırdığı kısım fotoğraf makinesinin film tabakasına denk düşmektedir. Damarsal gelişimini kısmen tamamlamış ancak bitirememiş olarak dünyaya gözlerini açan bebeğin  bu eksik kısmı nasıl tamamlayacağı bir soru işareti olarak doktorların önünde durmaktadır. Yine tıbbi olanakların gelişmiş olmasıyla beraber retinal gelişim  birçok prematüre bebekte sorunsuz tamamlanabilmektedir. Doktora düşen görev bu gelişimin tamamlanması sürecini takip etmek, görme fonksiyonunu bozacak herhangi bir değişiklik durumunda tedavi amaçlı girişimleri devreye sokmaktır.

 Kimler risk altındadır ve  takip edilmelidir?

- 32 hafta ve daha düşük doğumlular

- 1500 gram ve daha düşük ağırlıklı bebekler

- Yoğun oksijen tedavisi görmüş olan bebekler

- Eşlik eden başka hastalıkları olan bebekler

- Çocuk doktoru tarafından riskli kabul edilen bebekler

Retinal gelişimi göz doktoru tarafından takip edilen prematüre bebeklerde ROP hastalığı çeşitli bölgelere ve evrelere ayrılmıştır. Kabul edilen riskli gelişim aşamalarında bu sınıflandırmalar esas alınarak tedavi amaçlı uygulamalara başlanır.

Tedavi yöntemleri nelerdir?

LASER FOTOKOAGULASYON:  Retinanın damarsal gelişimi tamamlanmamış bölgesi aslında görme fonksiyonu açısında birincil öneme sahip değildir. Aslında tamamlanmamış olarak kalsa çok büyük görme sorunlarına neden olmaz ancak vücut açısından işler böyle yürümemekte ve normal gelişim tamamlanamayınca vücut o bölgeyi ''açık yara '' gibi algılamakta ve başka damarsal gelişimlerle  ''iyileştirmeye'' çalışmaktadır. Zaten sorun da bu aşamada ortaya çıkmakta ve  o bölgeyi iyileştirmeye çalışırken asıl görme fonksiyonumuzu sağlayan ve zaten 4. ayda oluşmuş olan kısmı tahrip etmekte ve körlüğe kadar giden tabloların  ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Laser fotokoagülasyon ile  vücudun o bölgeyi ''açık yara'' gibi algılaması engellenmektedir.

GÖZ İÇİ ENJEKSİYON(ANTİ-VEGF):  Son yıllarda başlayan  ve istenmeyen damar oluşumlarını engelleyen ilaçların göz içine verilmesi yöntemi. Bu tür uygulamalar umut vaat etmektedir.

PTERJİUM

Halk arasında “gözde et büyümesi” olarak adlandırılan pterjium hastalığı, ülkemizde oldukça yaygındır. Göz beyazındaki et olarak açıklanan pterjium göz bebeğinin üzerine doğru yürüyerek görme alanını daraltabilir ve görmeyi engelleyebilir. Pterjium başlangıçta gözün iç tarafında et çıkması, kaşınma, batma, banyodan çıkınca gözde kızarma, ışığa bakamama gibi sorunlara yol açarken zamanla astigmata da neden olarak görmeyi bozar. Her iki gözde de görülebilir ancak bulaşıcı bir hastalık değildir. Pterjiumda birincil sorumlu olan etken genetik yatkınlıktır. Aile bireylerinde varsa diğer bireylerde de görülme riski artmaktadır.

Pterjium Belirtileri

Hastalar genellikle göz üzerine doğru ilerleyen kırmızı lezyondan şikayet ederler. Bununla birlikte pterjium dokusu astigmatizmaya bağlı görme azalmasının yanı sıra kaşıntı ve batma şikayetlerine de neden olabilir.

Pterjium Tedavisi

Pterjiumun  tedavisi çok özellikli bir cerrahidir. Pterjiumu sadece çıkarmak yetmez. Pterjium çıkarılıp o bölge bir greftle kapatılmazsa tekrarlama riski artmaktadır. Mutlaka o bölgenin bir greftle kapatılıp limbal kök hücre nakli yapmak gerekir. Göz kapağının altında kalan kısımdan alınan doku pterjiyumlu bölgeye nakledilir. Nakledilen parçanın sabitlenmesi iplik veya doku yapıştırıcısı ile olabilir. Doku yapıştırıcısı kullanılması en güncel teknik olup ameliyat sonrası şikayetleri minimum seviyeye indirmektedir.

REFTAKSİYON KUSURLARI (Miyopi, Hipermetropi, Astigmat, Presbiyopi)

Miyopi

Uzaktaki nesneleri bulanık görmeye miyop denir. Genel nüfusun yüzde 20'sinde görülen bu basit görme sorunu, göz küresinin önden arkaya gereğinden fazla uzun olmasından kaynaklanabilir. Böylece gelen ışınlar, retina yerine, onun biraz önünde odaklanabilir. Bunun neticesi olarak uzaktaki nesneler bulanık görülür. Yakın­daki eşyalar rahatlıkla görülebilir, ama eğer miyopluk de­recesi çok fazlaysa bunda da bazı problemler çıkabilir. Miyopluk genelde çocukluk döneminde ortaya çıkar. Kız ve erkek çocuklarda aynı oranda görülür. Ergenlik dö­neminde hızla ilerleyebilir. Daha sonra bir yavaşlama dö­nemi başlar. 20'li ve 30'lu yaşlarda gözlük veya lens deği­şimi gerebilir. Miyopluğun kalıtsal (irsi) olduğu sanılmaktadır. Tedavide gözlük veya kontak lens kullanılır. Genelde iç bükey lenslerle yapılan düzeltmeler görmeyi normale yakın, hatta normal hale dönüştürebilirler. Bunun için göz hastalıkları uzmanına başvurmak gerekir.

Hipermetropi

Gözün normalden kısa, korneanın eğriliğinin yani kırıcılığının az olması ya da her ikisinin bir arada bulunması sebebiyle, görüntü sarı noktanın arkasında oluşur. Göz içinde bulunan lens; şeklini değiştirerek (akomodasyon) kırıcılığını arttırır ve görüntüyü sarı nokta üzerine taşımaya çalışır. Hipermetropi eğer lensin telafi edebileceği sınırlarda ise, kişi uzağı da, yakını da görebilir veya uzağı görür, yakını bulanık görür. Bu sırada lensin şekil değiştirebilmesi için göz içindeki minik kaslar çok çalıştığından; gözde çabuk yorulma hissi, göz ağrısı ve baş ağrısı ortaya çıkar. Lensin şekil değiştirme kabiliyeti, çocukluk ve gençlikte çok iyi olmasına karşın yaş ilerledikçe azalır ve kişi önce yakını sonra da uzağı seçemez hale gelir. 

Astigmat

Korneanın yuvarlak olmadığı, yumurta şeklinde olduğu bir durumdur. Yumurta veya rugby topu gibi astigmat bir korneanın 2 kesiti, temel eğrisi vardır, biri yassı diğeri ona 90 derecede daha dik. Bu iki farklı eğri ışığı farklı kuvvette kırarlar ve retinada iki görüntü oluşmasına neden olurlar. Genellikle doğuştandır. Bununla birlikte, cerrahi girişimlerle saydam tabakanın kesilmesine, saydam tabakada iltihaplanma ya da travmaya bağlı olarak da çıkabilir. Olguların en azından %90’ında astigmatlığın düzeltilmesi kolay değildir. Saydam tabaka eğriliğinde ağır bir bozukluk yoksa kişi kırılma kusurunun farkında olmayabilir.         

Presbiyopi

40’lı yaşların ilk yıllarında başlayan, daha önce hiç göz problemi yaşamayanlar da dahil olmak üzere yaşa bağlı gelişen yakını görememe sorunudur. Yaşın ilerlemesine bağlı olarak lensin esnekliğini yitirmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Presbiyopinin ilk belirtisi, okurken nesneleri uzaklaştırma ihtiyacıdır. İlerleyen zamanlarda bu bulanık görme daha da artar ve alın , şakak bölgesinde ağrılar oluşturabilir. Yorgun olduğunuz zaman, geceleri ya da az ışıkta okumak daha da zor olabilir. Presbiyopi, görme kusurunuzun nasıl olduğuna bakmaksızın oluşabilmektedir.

RENK KÖRLÜĞÜ

Renk körlüğü en basit genel tanımı ile doğada bulunan renklerin algılanamamasıdır. Renk körlüğü, göz retinasında koni hücrelerinin bulunmaması ya da eksik bulunması sebebiyle oluşan bir hastalık olup, tam olarak nedeni bilinememektedir. Renk körlüğü doğuştan olabildiği gibi, optik sinir ve retina hastalıklarından da kaynaklanabilir. Sonradan oluşan renk körlüğü problemleri, genellikle tek gözü etkiler ve giderek kötüleşir. Hastalık sonucunda renk körü olan kişiler genellikle, sarı ve maviyi ayırt ederken sorun yaşar.

Doğuştan olan renk körlüğü ise daha sık görülür, her iki gözü de etkiler ve sonradan kötüleşmez. Bu çeşit renk körlüğünün yüzde 8’i erkeklerde, yüzde 0,4’ü bayanlarda görülür. En çok görülen tipi kırmızı ve yeşilin ayırt edilememesidir.

Renk Körlüğünün Belirtileri

Göz yapısında pigment eksikliğine bağlı olarak, iki renk görme şeklinde kendini gösterir. En çok rastlanılan hali anormal trikomatopsi türüdür. Bunlar doğadaki her rengi görür fakat kırmızı-yeşil-sarı veya mavi-yeşil-sarı arasındaki ayrımını yapamazlar. Normal bir göz yapısında, gözün renkleri algılayabilmesi 3 farklı yapıdaki koni pigmentlerinin sistematik bir şekilde çalışmasıyla meydana gelmektedir. Bu şekilde doğadaki renkleri algılayabilme yetisine trikomatop olarak isimlendirilmiştir. Hastalıklı göz yapısında eksik koni hücreleri ne kadar çok ise renk algılama yetisi o kadar düşmektedir.

Renk Körlüğü Teşhisi

Renk körü olan kişi herkesinde kendisi gibi gördüğünü düşünerek hastalığının fark edemeyebilir. Renk körlüğünün ya da renk görme eksikliği tipinin belirlenmesine yarayan, çeşitli renklerin karışımından meydana gelen harf veya rakamlardan oluşan tablolar hazırlanmıştır. Bu tablolar sayesinde renk körlüğünün ve de eksikliği basit bir şekilde teşhis edilebilmektedir.

Renk Körlüğünün Tedavisi

Renk körlüğünün tam tedavisi yoktur. Ancak son yıllarda üretilmeye başlayan Chromagen isimli özel bir lens sistemiyle renk körü hastalarının şikayetleri artık düzeltilebilmektedir. Bu tedavide özel renk filtreleri sayesinde göze gelen ışığın dalga boyu değiştirilerek hastanın renkleri algılaması ve ayırt etmesi sağlanmaktadır. Tedavi, tercihe göre gözlük veya kontakt lens olarak uygulanabilmektedir.

ÜVEYİT

Yapı olarak bir topa benzeyen gözün, iç kısmı jel kıvamında, ‘vitreus’ adı verilen bir madde ile doludur. Bu jel benzeri maddeyi çevreleyen üç tabaka vardır. En dışta sklera adı verilen beyaz kısım, en içte retina adı verilen ve görmemizi sağlayan kısım, ortada da uvea bulunur. Üveit; ortada yer alan uvea tabakasının inflamasyonuna (iltihabına) verilen addır. Buranın iltihabı gözün tüm dokularını etkilemektedir. Bu durum görmeyi ciddi şekilde tehdit eden durumlara neden olmaktadır. Üveit, gecikmeden düzenli olarak takip, tedavi olursa ve hastalık, hasta tarafından kabul edilir ve iyi anlaşılırsa başarılı sonuçlar elde edilebilir.

Üvetin Nedenleri

Bazı vakalarda sebep bulunamamakla birlikte, virüsler, mantarlar ve parazitler gibi etkenlerle oluşabileceği gibi, vücuttaki bir hastalığın gözdeki belirtisi olarak da ortaya çıkabilir. Bunlara örnek olarak, artrit, behçet hastalığı, bağışıklık sistemi hastalıkları, ülseratif kolit verilebilir. Bu yüzden çeşitli tahlil ve hastalıkları araştırmak gerekir.

Üvetin Belirtileri

Üveitin sık görülen bazı belirtileri şunlardır:

  • Işığa karşı hassasiyet
  • Görme bulanıklığı
  • Ağrı
  • Uçuşan cisimcikler
  • Göz kızarıklığı

Üveit aniden ağrı ve göz kızarıklığı ile ortaya çıkabileceği gibi ağrısız görme bulanıklığı ile de görülebilir. Basit bir ‘kırmızı göz’ durumu aslında üveit gibi ciddi bir sorun olabilir. Eğer gözünüzde kızarıklık ve ağrı varsa bir Göz Hastalıkları Uzmanı tarafından muayene ve tedavi edilmelisiniz.

Üvetin Tanısı Nasıl Konulur?

Ne şiddette olursa olsun, üveit acil bir hastalıktır. Göz içerisindeki bir inflamasyon görmeyi etkileyebilir, eğer tedavi edilmezse körlüğe bile neden olabilir. Belirtiler başlayınca yapılacak ilk iş üveit konusunda tecrübeli bir göz doktoruna muayene olmaktır. Üveitlerin bir kısmında muayene ile tanı koymak mümkünken, bir kısmında tanı koyabilmek veya tanıyı teyit etmek amacıyla bazı testler gereklidir. Gözün arka bölümünün tutulması söz konusu ise görmenin ne derece tehdit edildiğinin anlaşılması ve tedavinin etkinliğinin izlenmesi için göz anjiografi(FFA), ultrasonografi gibi ileri tetkikler gerekli olabilir. Üveit vücudunuzun diğer bölgelerindeki hastalıklarla da ilişkili olabileceği için doktorunuz genel sağlık durumunuzu da öğrenmek isteyecektir. Gerekli görülürse diğer uzmanlık bölümlerine de muayene olmanız istenebilir.

Üveit Tedavisi

Üveit hastalığının uygun tedavi şekli, hastalığın şiddetine ve oküler yapıları kapsamasına bağlı olarak değişir. Tipik göz damlaları veya ağız yoluyla alınan ilaçlar, iltihabı azaltmak için reçete edilebilir. Daha ciddi inflamasyonlar için ağızdan veya damardan alınan ilaçlar, göz çevresi veya göz içine yapılan enjeksiyonlar ve cerrahi müdahaleler gerekebilir.